...:::: Şiir Sever Dostaların Mekanı ::::...
Forum Sayalarımıza Hoşgeldiniz.. Paylasımlarınızı Beklemekteyiz. Sevgilerimizle..

...:::: Şiir Sever Dostaların Mekanı ::::...

Cansın Nefessin Kanımsın Tadımsın Hayatımsın..
 
" border="0" hspace="0" alt="Anasayfa" title="Anasayfa" />" border="0" hspace="0" alt="Galeri" title="Galeri" />" border="0" hspace="0" alt="SSS" title="SSS" />AramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt Ol" border="0" hspace="0" alt="Giriş yap" title="Giriş yap" />

Paylaş | 
 

 İLGİNÇ BİLGİLER..

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
suzinaz
Admin
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 35
Nerden : antalya
Lakap : AngeL
Kayıt tarihi : 02/06/08

MesajKonu: İLGİNÇ BİLGİLER..   Perş. 07 Ağus. 2008, 12:14

İNSAN KORKUNCA NİÇİN DİŞLERİNİ BİRBİRİNE VURUR?

Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla karşılaşınca vücudu otomatikman savunmaya geçer. Diğer canlılarda olduğu gibi dişler ve çene savunmanın ana mekanizmalarıdır.İşte bu nedenle ilk
insanlardan gelen kalıtımsal yapıdan dolayı önce çene ve dişler harekete geçer. Çenedeki
kaslar titrer, bu da sanki dişler birbirine vuruyormuş gibi görüntü verir.

AKIL İLE ZEKA ARASINDA FARK NEDİR?

Akıl yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda düşünce yürütebilme ve görüş bildirme yeteneğidir. İnsan olgunlaştıkça aklı gelişir. Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yataneğidir. Genel olarak 12 yaşına kadar gelişir, 20 yaşına kadar sürer sonra sabit kalır. Zeka bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir besteci müzik yapıtını aklıyla değil zekasıyla yaratır. Fakat en basit matematik problemini çözemeyebilir. Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere göre farlılıklar gösterir. Akıl somut olarak ölçülemez, zeka IQ denilen testle ölçülebilir.
Doktorlar niçin dizimize çekiçle vurur?

Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tedoma minik lastik bir çekiçle vurduğu zaman bacak ileri fırlar. Bu reflekste baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki verir ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğine iletirler. Omirilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir, bacak tekrar geri hareket eder. Refleks, beyin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmektedir. Diz kapağı refleksi omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir.

TÜKENMEZ KALEMİN DOLMAKALEMDEN FARKI NEDİR ?

Kalemin tarihi yazınınkinden de eskidir. İlk insanlar sivriltilmiş çakmak taşlarıyla duvar resimleri yapmıştır. Mürekkepli metal kalemler Romalılar tarafından biliniyordu. Tükenmez kalem adı ile bilinen bilye uçlu kalemin ilk modeli 1880 yılında yapılmıştır fakat rağbet görmemiştir. Uçakların gelişmesiyle gündeme tekrar gelir. Uçaklar 2-3bin metreye çıkınca hava basıncı oldukça azalır. Dolmakalem mürekkebi basınç nedeniyle dışarı akarak kağıdı ya da giysiyi lekeler. 2.Dünya Savaşı'nda askeri uçaklarda kullanılan tükenmez kalem sonradan yaygınlaşmıştır. Tükenmez kalemlerde mürekkep kağıda pirinç uçtaki yuvaya yerleştirilmiş minik bir bilye aracılığıyla aktarılır. Fakat dolmakalemin özelliği seçkin ve yazıyı kaliteli kılmasıdır.

_________________
suzinaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.karadenizlim.net
suzinaz
Admin
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 35
Nerden : antalya
Lakap : AngeL
Kayıt tarihi : 02/06/08

MesajKonu: Geri: İLGİNÇ BİLGİLER..   Perş. 07 Ağus. 2008, 12:17

TRAFİK IŞIKLARININ RENGİ..........
Trafik ışıkları uygulaması, önceleri demiryollarının trenleri kontrol için uyguladığı sinyaller Örnek alınarak başlamıştır. Demiryolları idaresi kırmızı rengi 'dur' sinyali olarak seçmişti. Kırmızı renk kan rengi olduğundan asırlar boyu tehlikenin, tahribatın ve ölümün simgesi olmuştur. Demiryolları ilk faaliyete geçtiği 1830'lu yıllarda 'ikaz' ışığının rengi yeşil, 'geç' ışığının ise beyazdı.

Bir süre sonra beyaz sinyal problem yaratmaya başladı. Beyaz renkli 'geç' sinyali diğer sokak lambaları ile karıştırılabiliyordu. Ama daha da kötüsü 'dur' işaretlerine konulan kırmızı mercekler yerlerinden düşünce ışık beyazlaşıyor, 'geç' sinyali olarak algılanıyor ve kazalara yol açabiliyordu.

Sonunda demiryolcular kırmızıyı 'dur', yeşili 'geç' sarı rengi de 'ikaz' sinyali olarak kullanmaya başladılar. Bilindiği gibi sarı, renk spektrumu içinde en göz alıcı renktir. Böylece makinist bir sinyalin bulunması gereken yerde beyaz ışığı görürse, bir şeylerin yanlış olduğunu anlıyor ve tedbirini alıyordu.

Karayollarına gelince, yollarda sadece atların ve at arabalarının bulunduğu tarihlerde bile dünyanın büyük şehirlerinde trafik sorundu. İlk trafik lambası otomobillerin ortaya çıkmasından çok önce 1868'de Londra'da kullanıldı. Gazla yakılan ve bir eksen etrafında döndürülebilen kırmızı ve yeşil lambalar bir yıl sonra patlayıp, kendilerini çeviren polisi de yaralayınca bu uygulama ortadan kalktı.

Ama öte yandan otomobillerin ortaya çıkması ve şehirlerde dolaşmaya başlamalarıyla birlikte durum iyice kötüleşti. Çeşitli şehirlerde değişik uygulamalar yapıldı. Demiryollarındaki uygulama örnek alındı ama demiryollarında birbirine paralel iki hat vardı. Bu sistem iki yolun kesiştiği kavşaklarda işe yaramıyordu.

Sonunda günümüzdekilere benzeyen ilk elektrikli otomatik trafik lambasını, ilkokul mezunu ve ABD'deki Cleveland'da otomobil sahibi ilk siyah olan Garrett Morgan geliştirdi. 1914'de ilk denemelerine başlayan Morgan 1923'de de patentini aldı. Morgan 1963'de ölümünden az önce patentini 40 bin dolara General Electric firmasına sattı.

Morgan'ın lambaları demiryollarına benzer şekilde bir "T" üzerinde kırmızı ve yeşil iki lambadan ibaretti. Çok geçmeden ikaz anlamında sarı lamba da ilave edildi ve uygulama bütün dünyaya süratle yayıldı.

Aradan geçen yıllara rağmen sarı renk hala 'ikaz' anlamındadır ama günümüz sürücüleri onu 'geç' sinyali olarak algılıyorlar.

_________________
suzinaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.karadenizlim.net
suzinaz
Admin
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 35
Nerden : antalya
Lakap : AngeL
Kayıt tarihi : 02/06/08

MesajKonu: Geri: İLGİNÇ BİLGİLER..   Perş. 07 Ağus. 2008, 12:28

Kız kulesi ile ilgili anlatılan ilk Efsane; Ovidius'un kaydettiği bir aşk hikayesidir:

Zamanında Üsküdar sırtlarında Tanrıça Afrodit adına bir tapınak vardır. Hero'da genç kızların görev yaptığı bu tapınağın rahibelerindendir. Leandros ise karşı kıyıda bir kral oğlu...

Durun Leandros ile Hero’nun Kız Kulesi aşkını anlatmadan önce Adonis ile Afrodit’in hikayesini bilmek lazım:

“Bir bahar günü Sestos’ta bayram varmış, Afrodit’in çok genç ölen sevgilisi Adonis’in şerefine bir bayrammış bu. Adonis temmuz ağaç kabuğundan doğmuş, çiçek gibi körpe, canlı bir çocukmuş. Afrodit onu görür görmez, güzelliğine vurulmuş, çocuğu yer altı tanrıçası Persophone’ye vermiş, büyütsün diye. Ne var ki, karanlık ülkenin tanrıçası da çocuğa tutulmuş. Afrodit’e geri vermek istememiş. Tanrıların babası Zeus kızlarının arasını bulmak için Adonis yılın üçte birini yeryüzünde Afrodit ile, üçte birini yeraltında Persephone ile, geri kalanını da kendi nerede dilerse orada geçirecek diye kesip atmış. Ama Adonis yılın sekiz ayını Afrodit’in yanında geçiriyor, yalnız dört ay iniyormuş karanlık ülkeye, Persephone kıskançlığından bir yaban domuzu salmış ormanlara, hayvan Adonis’i avlanırken yaralamış, öldürmüş. Can çekişen sevgilisinin yanına koşarken Afrodit’in ayağına bir gül dikeni batmış. O güne kadar beyaz olan gül, tanrıçanın kanıyla al renge boyanmış.

Tanrıça, Adonis’in gövdesinde ne kadar kan damlası varsa, o kadar gözyaşı dökmüş, toprağa dökülen her damla kandan bir lale, her damla yaştan bir kırmızı gül fışkırmış. Bundan böyle bahar bayramında kadınlar, “Ah Adonis! Vah Adonis!” diye bağırıp dövünürler, tören yaparlarmış.”

Gelelim Efsanemize;

Hero kulede kumrulara bakmakla görevlidir. Aşka yasaklıdır. Her ilkbaharda doğanın uyanışı adına tapınak çevresinde yapılan bu törene çevre şehirlerden insanlar akın akın gelir, yenilir içilir, aşkı bulamayanlar Afrodit'e mabedinde yakararak aşkı yaşayabilmek için yakarırlar.

Boğazın karşı kıyısında oturan Leandros'ta Hero’yu bu törenlerin birinde tapınağa geldiğinde tepeden tırnağa kırmızı güllerle donanmış olarak görür ve olan olur. Her ikisinin gönlüne aşk ateşi düşer; düşer ya işte efsane de böyle başlar.

Abydos’lu kral oğlu Sestos’lu rahibeye ne pahasına olursa olsun kavuşmak ister. Ancak arada bir engel vardır; Hero’nun rahibe olması. Böyle olunca Hero evlenemez ve sevdiğine kavuşamaz. Ama aşk sınır tanımadığı gibi deniz, deryayı hiç dinlemez elbet. Leandros Boğazın bir kıyısından Kız Kulesine geçmek için yanıp tutuşur. Bir gece dalgalara bakarken, Kız Kulesinin tepesinde bir ateşin yandığını görür. Hero kuleye çıkmış, sevgilisine, “gel, gel!” diye bir meşale sallar. Deniz durgundur, ay suda hafifçe dalgalanan ışıltılarıyla Leandros’a bir yol çizer gibidir. Leandros dayanıklı bir yüzücüdür ve karşı kıyıda Hero’ya varan ışık yolu ise ona oldukça kısa görünür.

Dalgacıklar, “gel, biz seni götürürüz” der gibi fış fış ederek, kuledeki meşale ile aynı şarkıyı söyler ve Hero’ya kavuşacağı hayaliyle suya atlar. Var gücüyle kulaç atar, yüzmeye başlar. Hero’nun elinde sallanan meşale de gittikçe yakınlaşır. Aşk sarhoşu Leandros artık yüzmüyor, su fırtınası arasında uçuyor gibidir. Son bir kulaçla karaya ayak basar, soluk bile almadan kumsaldan yukarı koşar. Kulenin kapısı açıktır ve içeriye dalar, merdivenleri tırmanır. İlk defa birbirine sarılacak bir kadınla bir erkek nasıl bir an duraklar, karşılarına çıkan mutluluğa nasıl şaşkınlıkla inanmadan bakarlarsa, Hero ile Leandros da öyle duraklar, bakışırlar. Meşale söner, Kız Kulesi kapkara bir taş yığını gibi yükselir ay ışığında. Ve o gece Hero ile Leandros’un aşkları kutsanır.

Bir gece, bir gece daha, her gece Kız kulesi birbirine aşık iki gencin gizli aşkına tanıklık eder. Her gece Leandros kulede sallanan meşaleye doğru yüzer, her gece Hero’ya kavuşur ve her sabah doymadan, yaz gecelerinin kısalığına üzülerek dönüş yolunu tutar. Ancak yaz geçmiş, boğazda dondurucu poyrazlar esmeye başlamıştır. Ne var ki, Kız Kulesinde meşalenin yandığını gördü mü, ne rüzgar, ne dalga, ne soğuk durdurabilir Leandros’u. Denize dalar dalmaz en yüksek dalgaları yara yara yüzer, yorgunluğunu duymadan varır karşı yakaya.

Hero korkmaya başlamıştır, denizden çıkan sevgilisinin buz gibi bedenini sararken bir tehlike sezinleyerek ürperiyordur. Hızla esen bora meşalesini söndürecek gibi oluyordur bazı geceler. Yine de gelme diyemez Leandros’a. Kavuşmamak, biri boğazın bir kıyısında, öbürü öbür kıyısında bütün bir gece ayrı kalmak akla sığmayan, olmayacak bir şeydir.

Bir gece fırtına daha serttir, Hero’nun elindeki meşaleyi söndürür. Dağ gibi yükselen dalgalar Leandros’un çırpınan gövdesini döve döve Kız Kulesinden çok ötelere sürükler. Delikanlı bütün gücüyle karşı koymaya çalışır, ama kulenin tepesindeki ışığı göremez olmuştur artık. Nereye doğru yüzeceğini bilemez.

Yol gösteren ay ışığını kara bulutlar kaplamıştır. Leandros’un yüreğindeki ateş yanar daha, ama kollarının, bacaklarının gücü tükenmiştir. Buz gibi bir donukluk sarar bedenini. Ne olduğunu bilmeden bırakır kendini denize. Sabaha karşı dalganın kıyıya sürüklediği cesediyle acı son başlangıçtır onun için.

Kız Kulesi kıyılarında kurşun gibi bir sabah ve serin hava Hero’yu sarmıştır. Bitkin bir şekilde akşamdan beklediği Leandros’unu düşünmektedir. Fakat kıyıya sürüklenen cesedi görünce hasret ateşini söndürmek için kendisini sadece boğazın sularına atmak olur çaresi; çaresizliğinin çaresi olarak.

_________________
suzinaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.karadenizlim.net
Sponsored content




MesajKonu: Geri: İLGİNÇ BİLGİLER..   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
İLGİNÇ BİLGİLER..
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
...:::: Şiir Sever Dostaların Mekanı ::::... :: (¯`·._.·[ Kültür-Sanat Ve Eğitim ]·._.·´¯) :: Genel Kültür-
Buraya geçin: